Anasayfa / Genel / Başyazı / Asker-sivil darbelere, OHAL’e hayır! BİRLEŞİK MÜCADELEYE!

Asker-sivil darbelere, OHAL’e hayır! BİRLEŞİK MÜCADELEYE!

54kapak

Türkiye, olağanüstü bir dönemi daha yaşıyor. Askeri darbe girişimi, ardından ilan edilen OHAL, meydanların dinci-gericiler tarafından doldurulması, arka arkaya yapılan operasyonlar, yüzbinleri bulan görevden almalar, onbinlerce gözaltı ve tutuklama…

Bu süreç devam ediyor. Daha hiç bir şey yerine oturmuş değil. AKP ve Erdoğan, güçlüymüş gibi görünse de, esasında oldukça zor günler yaşıyor. Darbe sonrası “birlik-beraberlik” nutukları, sözde de olsa af dilemeler, yer yer atılan geri adımlar, esasında ne denli zayıf düştüklerinin emareleri.

Zaten darbe sırasında yaşananlar, altlarının ne kadar boş olduğunu gösterdi. Devletin kurumlarının nasıl bir keşmekeşlik içinde olduğunu ve birbirlerine karşı hiçbir yükümlülük taşımadıklarını ortaya koydu. Darbeyle birlikte gün yüzüne çıkan gerçekler, Cemaat’in ordu-polis-yargı başta olmak üzere tüm kurumlarda ne kadar dal budak saldığını göstermekle kalmadı, bir bütün olarak devletin çivisinin çıkmış olduğunu da gözler önüne serdi.

Darbe sonrası “devletin yeniden yapılandırılması” adı altında alel-acele alınan kararlar ise, varolan durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Attıkları her adım, büyük tartışmalara yol açıyor. Kimi konularda geri adım atıyorlar, kimi konularda ise belirsizlik sürüyor.

Bu haliyle tüm kurumlar adeta askıda duruyor. Ve Türkiye, “çökmüş devlet” görüntüsü içinde. Yaşanan tasfiyelerle içi boşalmış, bugüne dek süren yapısı iflas etmiş kurumların, bundan sonra nasıl şekilleneceği, boşalan kadroların kimlerle ve ne kadar sürede dolacağı belirsizdir. Görünürde bir hükümetin olması, arka arkaya kararların alınması, devletin yaşadığı krizi ortadan kaldırmıyor. Zaten uzunca bir süredir varolan rejim krizi, darbe ile birlikte daha da derinleşmiş, devletin tüm kurumlarını kapsayan devasa bir hal almıştır.

* * *

Darbe sonrası Erdoğan’ın başkanlığını ilan edeceği ve “tek adam” olarak her şeyi belirleyeceği sanılıyordu. Fakat öyle olmadı. 15 Temmuz’dan bu yana, belki de bugüne dek geçen en uzun sürede başkanlığı ağzına bile almadı. OHAL ile zaten fiilen başkan olduğu söylenebilir. Ancak OHAL hem geçici bir dönemi kapsamaktadır, hem de hükümetin Kanun Hükmündeki Kararname’leri (KHK) meclisin onayına sunması gerekmiştir. Dolayısıyla parlamentoyu yok sayan tutumlardan geri adım atmışlardır.

Esasında Erdoğan ve AKP, daha önce hiç görülmemiş biçimde, bir çok konuda geri adım atıyor. Son olarak “torba yasa”dan, belediyelere kayyum atanması, Hakkari ve Şırnak’ın il olmaktan çıkarılması gibi maddeleri geri çekmesi, içine düştükleri durumu resmetmesi bakımından önemlidir. Neyi nasıl yapacağını tam olarak bilemeyen, yükselen muhalif seslere kulak vermek zorunda kalan, geleceği konusunda hala büyük bir korku ve endişe yaşayan bir Erdoğan ve hükümet bulunuyor.

Bunda en önemli faktör, yerlerinin ne kadar sağlam olup olmadığını bilememeleridir. Darbenin etkisi halen üzerlerindedir. Yeni bir darbe ihtimali olmasa da, suikast-zehirleme vb yöntemlerden, siber saldırılara kadar birçok şeyden korkmaktadırlar. Diğer yandan iflas etmiş dış politikadan nasıl çark edeceklerini, kendilerine darbe yapan ABD ile bundan sonra nasıl bir ilişki kuracaklarını, Rusya ile yeniden kurulan ilişkilerin kendilerine neye patlayacağını bilememenin sıkıntısı içindeler.

Bu koşullarda kitle desteğine duydukları ihtiyaç, her zamankinden daha fazladır. Başta CHP olmak üzere ısrarla muhalefet partileriyle birlikte görüntü vermek istemeleri ve onlarla arayı iyi tutma çabaları boşuna değildir. “Birlik-beraberlik” görüntüsünü, sadece dışa karşı değil, içe karşı da korumak istiyorlar. En azından yerlerini sağlamlaştırana kadar, buna özen göstermek zorundalar. Onun için de bir adım ileri atıyorlarsa iki adım geriliyorlar.

* * *

“Yıkmayan darbe güçlendirir” derler. Bu darbe, AKP ve Erdoğan’ı yıkmayı başaramadı, fakat güçlendirmedi de. Aksine oldukça zayıf düşürdü. Bunun nedeni, darbeyi gerçekleştiren Cemaat’le yıllarca birlikte hareket etmiş olmalarıdır. Cemaatin bu kadar güçlenmesinde, en büyük paya sahip olmaları; dahası, suç ortaklığı yapmalarıdır. “Sızma” değil “yerleştirme” olduğunun bilinmesidir.

Onun içindir ki, darbe sonrası Cemaat’le birlikte AKP de kitlelerin gözünde itibar kaybetmiştir. Erdoğan’ın iki kez “rabbim ve milletim beni affetsin” demesi, bundan dolayıdır. Ancak bu “özür” de, kitleleri yatıştırmaya yetmemiştir. AKP ve Erdoğan’ın en hafifinden “yardım ve yataklık”tan yargılanması gerektiği, genel kabul görmektedir.

Halkımızın ezici çoğunluğu Erdoğan’ı affetmiyor ve yaptıklarından dolayı yargılanmasını istiyor. Cemaatle bir biçimde ilişkilenmiş herkes yargılanırken, Cemaat’e “ne istediniz de vermedik” diyen ve devletin tüm kurumlarında kadrolaşmasını sağlayan bir kişi neden yargılanmasın?

Bilindiği gibi ABD’nin elinde Rıza Zarrab kozu duruyor. Ve Erdoğan’ın başında bir kılıç gibi sallanıyor. AKP istediği kadar 17-25 Aralık’ı “darbe” ilan etsin ve Cemaat’ten aklanmanın “milat”ı saysın! 17-25 Aralık ve MİT Tırları dosyası, emperyalistlerin elinde pimi çekilmiş bir bomba gibi bekliyor.

Erdoğan, yönünü Rusya’ya çevirdiğinde, ABD-AB emperyalistleri onu “savaş suçlusu” olarak uluslararası mahkemede yargılamak isteyeceklerdir. Ya da onların isteklerine boyun eğmediğinde, aynı tehdit ile karşı karşıya kalacaktır. Boyun eğdiğinde ise, nasıl bir bedel ödeyeceği meçhuldür.

Kısacası AKP ve Erdoğan, son derece sıkışmış durumdadır.

Ama darbeyle ya da emperyalist yargılama ile değil, halkın gücüyle yıkılmalı ve hesabı halka vermelidirler.

Bunun tek yolu da, savaşa ve faşizme karşı olan tüm güçlerin birleşik mücadelesidir. Bunun zemini ve başarı şansı, her zamankinden daha fazladır.

Bu yazılara da bakabilirsiniz

pdd-arka-logo

Dolar değil EKONOMİ KRİZDE!

Seçimlere çok kısa bir süre kalmışken ortaya çıkan ekonomik çalkantı, kafaları karıştırdı. AKP hükümeti hemen …

TTE saldırısını da püskürten bir dönüm noktası: ’84 ÖLÜM ORUCU

Haziran ayı direniş ayıdır. Bunların içinde ’84 ÖO eylemi, devrimci tutsakların 12 Eylül faşizmine karşı …