Anasayfa / Dünya / Bir kuşak, bir yol: Çin’in devasa hegemonya hamlesi

Bir kuşak, bir yol: Çin’in devasa hegemonya hamlesi

 

Çin’in uzun bir süredir hazırlığını yaptığı Yeni İpek Yolu Zirvesi, geride bıraktığımız Mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirildi. “Bir Kuşak, Bir Yol: Ortak Refah İçin İşbirliği” başlığı ile düzenlenen zirve, 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirildi. Zirveye 29 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile, 130’dan fazla ülkeden gelen 1500 civarında temsilci katıldı.

Zirvede Çin’in Asya, Afrika ve Avrupa’da devasa altyapı yatırımları gerçekleştirmesi hedefi ortaya kondu. Ve bu zirve ile Çin, emperyalist hegemonya iddiasını bir basamak daha yükseltmiş oldu.

 

Çin’in ekonomik gücü

2013 yılında Çin Başkanı Şi Jinping, ilk olarak Kazakistan Nazabayev Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada, Yeni İpek Yolu Projesi’ni dile getirmişti. Aynı yıl, Çin Başbakanı Li Keqiang 16. ASEAN-Çin Zirvesi’nde, projenin deniz yollarını da kapsadığını duyurdu. 2014 yılında Çin, bu proje için İpek Yolu Ekonomik Kuşağı Fonu’nu kurdu ve bu fona 40 milyar dolar kaynak ayırdı. Ardından Kasım 2014’te 100 milyar dolar yatırımla Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı kurdu.

Projenin, Almanya’nın Avrupa’yı yutma projesi olan Avrupa Birliği’nin genişlemesinden de, ABD’nin dünya hegemonyasının temel ayaklarından olan Marshall Planı’ndan da daha büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğu görülüyor.

65 ülkenin ekonomisi, 4.4 milyar insanın hayatı ve dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ı bu projeden doğrudan etkileniyor. Asya’yı, Avrupa’yı ve Afrika’yı kapsayan bu dev projenin, Marshall Planı’ndan dolar bazında 12 kat daha büyük olacağı; projenin toplam değerinin ise 1,4 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor. Çin’in yaptığı açıklamaya göre, proje kapsamında şu ana dek yapılan yatırım anlaşmalarının tutarı 300 milyar doları aştı.

Kapsamlı bir altyapı inşasını hedefleyen bu projenin içeriğinde milyar dolarlık demiryolları, limanlar ve enerji taşıma hatları bulunuyor. Kara, deniz ve demiryollarıyla üç kıtanın birbirine bağlandığı; ve bu devasa pazar alanında Çin’in ekonomik-siyasi hegemonyasını sınırsızca kullandığı bir dünya kuruluyor. 

2008 krizi sonrasında tüm dünyada ekonomik büyümenin yavaşladığı, altyapı yatırımlarının geri plana itildiği, emperyalist ülkelerin bile krizin etkileri ile boğuşmakta olduğu böylesine sıkıntılı bir dönemde, ortaya çıkan bu rakamlar, Çin’in ne kadar büyük ve önemli bir ekonomik güce sahip olduğunu gösteriyor. Dünya, ekonomik krizin etkileriyle boğuşurken, Çin üç kıtayı birden etkisi altına alacak olan dev bir ekonomik-ticari ağ örme adımlarını atıyor.

 

Yeni İpek Yolu nasıl inşa ediliyor

Proje iki ana güzergahtan oluşuyor. Birincisi, ana gövdesini tarihi İpek Yolu’nun oluşturduğu ve yan güzergahlarla desteklenen, güçlendirilen ve asıl olarak kara yolundan ilerleyen “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” adını taşıyor. İkincisi ise, Çin’in deniz ticaret yollarını daha etkin kullanmasını hedefleyen “21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu” adını taşıyor.

İpek Yolu’nun kara güzergahının en önemli hattı, Pekin-Londra demiryolu olarak planlanmış durumda. Türkiye’de bulunan Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projeleri, İpek Yolu’nun demiryolu güzergahının orta koridorunu oluşturuyor. Keza Edirne-Kars arasında planlanan ve 30 milyar dolara malolacağı öngörülen yüksek hızlı tren projesi de, Türkiye güzergahının tamamlanması anlamına geliyor. 2016 yılında İstanbul-Ambarlı’da bulunan Kumport Limanı’nın çoğunluk hissesi Çin’e satılmıştı. Bu liman, Türkiye’den Avrupa’ya deniz yoluyla da ulaşım hedefini yerine getirecek. Böyle bakıldığında, İpek Yolu projesinin başarısında, Türkiye’nin ne kadar belirleyici bir öneme sahip olduğu ve Çin’in Türkiye’yi ne kadar önemsediği daha açık görülüyor.

Demiryolu hattının bir başka güzergahı, Rusya ile Çin arasında inşa ediliyor. Chine Railway adlı devlete bağlı demiryolu şirketi, Rusya ile 2,5 milyar dolarlık bir yüksek hızlı tren yolu inşa etmek için anlaşma imzaladı. Bu tren hattı, Rusya’nın 3. büyük kenti olan Yekaterinburg ile Chelyabinsk arasındaki 200 km’lik mesafeyi kapsıyor.

İpek Yolu’nun Avrupa güzergahındaki çok önemli bir hat da, Yunanistan üzerinden ve deniz bağlantılı olarak inşa ediliyor. Çin, Yunanistan’ı AB’ye giriş kapısı olarak kullanıyor. Yunanistan dünyanın en büyük üçüncü deniz ticaret filosuna sahip. Sadece Avrupa pazarında değil, dünya pazarında da oldukça önemli bir yerde bulunuyor. Yunan armatörler Çinli bankaların geniş kredi olanaklarından fazlasıyla yararlanıyor; yanısıra Çin malları yüklenmiş gemiler, Yunan gemileriyle dünya pazarlarına ulaşıyor. Çin, Yunanistan’ın Pire Limanı’na 2009 yılından bu yana yatırım yapıyor. 2016 yılında ise, Çin’in dev denizcilik firması COSCO, limanın iki önemli terminalinin çoğunluk hisselerini 35 yıllığına satın aldı ve böylece limanın yönetimi Çin’in kontrolüne girdi. Bu durum, AB için bir ilk oldu. Ardından varolan rıhtımların yanına, yeni bir cruise rıhtımı sadece 75 günde inşa etti. Limana gelen transit yükler, Üsküp ve Belgrad üzerinden demiryolu ile Almanya’ya uzanıyor. Çin, bu kapıyı sadece Avrupa’yla ticaretini güçlendirmek için değil, yanısıra Çinli turistlerin Avrupa’ya geçişini kolaylaştırmak için de kullanıyor. Öyle ki, Yunanistan’ın AB’den ayrılma tartışmalarının yapıldığı geçtiğimiz yıllarda, Çin Yunanistan’ın ayrılmasına karşı olduğunu açıkça belirtmiş ve bu çok etkili olmuştu.

 

Deniz yollarında da Çin hakimiyeti

Çin, deniz ticaret yollarını daha etkin kullanabilmek için, Asya kıtasının güney hatlarına açılan kapıları güçlendirmek istiyor. Çin’in güneye, Hint Okyanusu’na doğrudan açılma olanağı yok. Deniz hattında Güney Çin Denizi ve Malacca Boğazı’nı kullanmak zorunda kalıyor. Bu deniz hattı, hem Çin gemilerinin yolunu uzatıyor, hem de Güney Çin Denizi’nde ABD ile giderek sertleşen ve tehlikeli hale gelmeye başlayan ortam, Çin gemileri için riske dönüşüyor. Bu koşullarda Çin, Hint Denizi’ne ve Hint Denizi üzerinden Ortadoğu’ya ulaşmak için alternatif güzergahlara ihtiyaç duyuyor.

Yine Modern İpek Yolu kapsamında, üç önemli deniz koridoru projesi hazırlamış durumda. En önemli ayağı Çin’in Sincan bölgesine bağlı Kaşgar kentinden Pakistan’ın Gwadar Limanı’na kadar uzanan 3218 km.lik yol inşası. Gwadar Limanı, İran’a çok yakın bir noktadan Umman Denizi’ne açılan bir liman. Bu yol bir taraftan Basra Körfezi’ni kontrol altına alan, İran ve çevresindeki Ortadoğu ülkelerine denizden ulaşan bir güzergah oluştururken, diğer taraftan Çin’e Hint Okyanusu’na uzanma olanağını sağlıyor. Yeni İpek Yolu Zirvesi’nin hemen ardından, Haziran 2017’de, Pakistan ve Hindistan’ın ŞİÖ’ye (Şanghay İşbirliği Örgütü) tam üye yapılması, bu yolda atılmış önemli bir adım.

Bu güzergahta hem Sincan bölgesi hem de Pakistan oldukça önemli bir yer tutuyor. Sincan Çin’in batıya açılan kapısı. Burada uzunca bir süre ulusal başkaldırılar yaşandı. Türkiye de buradaki ayrılıkçı hareketlere açıktan destek verdi. Ancak Çin, uzun bir sürecin ardından Sincan’da hakimiyetini kurmayı başardı. Ve Sincan’da altyapı yatırımlarını güçlendirdi, bölgenin kalkınmasını hızlandırdı; Yeni İpek Yolu Projesi’nin önemli merkezlerinden biri haline getirdi.

Diğer taraftan Pakistan, Çin’in en çok önem verdiği ülkelerden birisi. Geçtiğimiz nisan ayında, Çin başkanı Şi Jinping, Pakistan’a yaptığı ziyarette toplam tutarı 46 milyar doları bulan bir dizi anlaşma imzaladı.

Sincan’dan Pakistan’a ve Umman Denizi’ne uzanan bu güzergah, Güney Çin Denizi’nden geçerek batıda Hint Okyanusu’na ulaşan geçitle, Çin-Bangladeş-Hindistan-Myanmar ekonomik koridoru ile birleşecek. Böylece Çin-Hint Okyanusu-Afrika-Akdeniz Mavi Ekonomik Koridoru inşa edilecek. Pakistan’daki Gwadar Limanı, Mısır’daki Süveyş Ekonomik ve Ticari Bölgesi, Çin-Laos yüksek hızlı tren hattı, Sri Lanka’daki Colomba ve Hambantota derin deniz limanları da bu projenin en önemli durakları ve dayanakları olarak inşa edilmeye başlanıyor.

Katar’ın son haftalarda Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleriyle ve ABD ile sorun yaşamasında Çin ile kurduğu ilişkinin de payı var. Rusya’da 2,5 milyar dolar yatırımı bulunan Katar, Çin ile de önemli ekonomik anlaşmalara imza atmış durumda. 2014 yılında Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in Katar ziyaretinde, “Kuşak ve yol projesi” konusunda da işbirliği anlaşması imzalanmış, sonrasında Çin, sıvılaştırılmış doğalgaz alımında, Katar’ın en büyük müşterisi haline gelmişti.

Bir başka hat ise, yine Güney Çin Denizi’nden güneye uzanıp Pasifik Okyanusu’na ulaşan bir geçit olarak inşa edilecek ve Çin-Okyanusya-Güney Pasifik Mavi Ekonomik Koridoru oluşturulacak.

Yeni İpek Yolu Projesi’nin en önemli ayaklarından biri de Afrika ülkelerine dönük yatırımlardır. Kızıldeniz’in çıkış noktasında bulunan Cibuti’de askeri üs kuran Çin, Nijerya’dan Tunus’a kadar pek çok Afrika ülkesinde demiryolları, karayolları, limanlar, havaalanları vb. altyapı yatırımları yaptı. Ve Afrika ülkeleriyle ticaretini öylesine güçlendirdi ki, 2009 yılından itibaren, ABD’yi geride bırakarak Afrika’nın birinci ticari partneri oldu. Yeni İpek Yolu, bu yatırımları çok daha etkili ve sistemli biçimde güçlendirecek adımlar atmayı hedefliyor.

 

Suriye savaşından Yeni İpek Yolu’na

Suriye, Çin’in İpek Yolu Projesi’nde oldukça önemli yere sahip ülkelerden bir başkası. Asya’nın Akdeniz’e açılan kapısı olarak Suriye, Çin ticaretinin Avrupa’ya ulaşmasında kara-deniz bağlantılı ana güzergahlardan birisi üzerinde yer alıyor.

Onun bu özelliği, Çin’in uzun bir süredir Suriye’ye yatırımlar yapmasına neden oluyor. 2011’de Suriye’de ABD destekli savaş ve işgal başlamadan önce Çin, Suriye ekonomisine, başta doğalgaz ve petrol alanları olmak üzere, önemli yatırımlar gerçekleştirmişti. Savaşın başlamasının ardından, bir yanıyla bu yatırımlar durmuş oldu. Diğer yandan ise Çin, hem uluslararası örgütlerde Suriye ve Esad yönetimine verdiği siyasal destekle, hem de İran üzerinden savaşa müdahil olarak, Suriye ile bağlarını güçlendirdi.

Bugün artık Suriye ve Esad lehine savaşın sonunun yaklaştığının görülmesi üzerine, Çin yeniden ekonomik yatırımları gündeme almış durumda. 9 Temmuz’da Pekin’de “Suriye Expo 2017” fuarının düzenlenmesi ve bu fuarda Şam ve Pekin heyetleri arasında yatırımlar konusunda görüşme ve anlaşmaların yapılması da bunun göstergesi. Çin ilk elde 2 milyar dolarlık yatırım yapmak, savaştan tahrip olmuş olan su ve elektrik altyapısının yenilenmesinde, yol ve konut inşaatında rol üstlenmek istiyor.

ABD’nin son dönemde bütün gücüyle yüklendiği “doğu koridoru” kurma çabasında Çin’in bu yöneliminin büyük payı vardır. PYD ile birlikte Rakka, ardından Deyr ez Zor’a girerek, Suriye-Irak sınırını kendi kontrolü altına almaya çalışan ABD, Çin’den Suriye’ye ve Akdeniz’e ulaşacak olan Yeni İpek Yolu bağlantısını koparmaya çalışıyor. Ve bunun farkında olan Irak Haşdi Şabi ile Irak sınırını kontrol altına alırken, Suriye Ordusu da Suriye sınırını PYD’den önce ele geçirme savaşı veriyor.

 

Çin “imparatorluğu” yükselişte

“Kuşak ve yol projesi”, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını birleştirecek, bu ülkelerin altyapısını ve ticaretini güçlendirecek bir proje olarak lanse edildi. Doğrudan proje kapsamında yer alan 60 ülkenin ekonomisinde kalkınma yaratacak, bu ülkeleri güçlendirecek bir plan olarak ortaya kondu.

Oysa “Kuşak ve yol projesi”nin asıl hedefi, Çin’in dünya hegemonyasını güçlendirmektir. “Altyapı yatırımı” adına demiryolları, limanlar, havaalanları vb inşa ederken, amaç sözkonusu ülkeleri kalkındırmak değil; bu ülkelerdeki zengin hammadde kaynaklarını Çin’e kolay ve hızlı biçimde ulaştırmak, Çin mallarını da bu ülkelere rahatça taşımaktır.

Çin, özellikle 2008 ekonomik krizinin patlamasının ardından, sömürge-yarı sömürge ülkelere uzun vadeli-düşük faizli borç olanağı sunmuş; böylece bu ülkelere kredi vermeyen İMF’ye alternatif olmayı başarmıştı.

Gerek bu borçlandırma yöntemiyle, gerekse sömürge ülkeye refah taşıyormuş izlenimi uyandıran altyapı yatırımlarıyla, dünyanın dört bir tarafındaki Amerikan sömürgelerini kuşatma altına aldı.

Bugün dünya ekonomisinde oldukça önemli yerleri olan birçok ülke, Çin’in bu hamlesinde onun yanında yer almaktadır. En başta Rusya, “Kuşak ve Yol”u desteklediğini açıkça belirtmektedir. Zaten ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) kapsamında, önemli siyasi, ekonomik, askeri ilişkileri sözkonusudur. Keza Ortadoğu savaşında da ABD karşısında Çin ve Rusya aynı saflarda durmaktadırlar.

İngiltere’nin ayrılmasıyla AB üzerindeki hakimiyetini güçlendiren, son dönemde ABD ile çıkar çatışması yaşayan Almanya da, “Kuşak ve Yol” ülkelerinde ekonomik işbirliği yapma anlaşmaları imzalamaktadır. Alman Deutsch Bank ile Çin Kalkınma Bankası arasında en son 3 milyar dolarlık anlaşma, bu proje için imzalanmıştır.

Çin’in Yeni İpek Yolu inşasının finansmanı için kurduğu Asya Kalkınma Bankası’nın kurucuları arasında, BRİCS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkelerinin yanısıra, dört G-7 ülkesi (Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Almanya) ile birlikte Mısır, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler de bulunmaktadır. Üye ülkelerin sayısı son katılımlarla 77’ye ulaşmıştır, Türkiye de bu ülkelerin arasındadır.

Bugün “Kuşak ve yol projesi”, Çin’in giderek güçlendirdiği kuşatmayı çok daha sistemli hale getirme planıdır. En başta ekonomik olarak, proje kapsamındaki bütün ülkeleri Çin’in açık pazarı, bu ülkelerdeki zenginlikleri de Çin üretiminin hammaddesi haline getirme hedefi sözkonusudur. Zaten dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmiş olan Çin’in, bu durumu pekiştirme hamlesidir. Yuan’ın rezevr para haline getirilmesi, bu hedefe ulaşma yöntemlerinden biridir.

Ancak hiçbir ekonomik hegemonya, sadece ekonomik alanla sınırlı kalmaz, mutlaka siyasal hegemonyayı da beraberinde getirir. Uzun vadeli-düşük faizli borç verdiği ülkelerin her biri, siyasal konularda, uluslararası platformlarda Çin’in çıkarlarını gözeten politik kararlara destek ve onay vermek zorunda olacaktır. Özellikle “kuşak ve yol”un etkin bir parçası haline gelenlerin, ekonomisi Çin’e bağımlı hale geleceğinden, Çin’in siyasal etkisini de üzerlerinde taşıyacaklardır.

Askeri hegemonya, Çin’in henüz zayıf göründüğü bir alandır. Son dönemde bu konuda da hızla ilerleme sağlamakta ve birçok ülkeyle oldukça önemli askeri anlaşmalar gerçekleştirmektedir.

Ekonomik-siyasi hegemonyanın ayrılamaz bir parçası da kültürel hegemonyadır. Kuşak ve Yol Zirvesi’nde alınan kararlardan biri de, zirveye katılan 30 ülkenin her birinin yılda 10 bin öğrenciyi Çin’de eğitim görmesi için göndermesi ve Çin’in bu öğrencilere burs vermesidir. Bu ülkelerde Çince kursları açılacak, Çin televizyonları kurulacak, Çin lokantalarından akupunktur tedavilerine kadar, Çin kültürüne ait unsurlar yaygınlaştırılacaktır.

Tıpkı II. Emperyalist Savaş sonrasında tüm dünyada kola ve hamburger gibi ABD yaşam tarzına ait yiyeceklerin yaygınlaştırılması, Hollywood filmlerinin her yanı sarması gibi; bundan sonraki süreçte de Çin kültürü, Çin malları ile birlikte ihraç edilecektir. ABD’nin, kaybettiğini Obama döneminde farkettiği “yumuşak güç kullanarak dünyayı yönetme gücü”, artık Çin’e devredilmiş durumdadır.

Elbette ABD, kendisine rakip olarak hızla yükselmekte olan Çin’e karşı hamlelerini yapmaktadır. Katar krizi, Suriye savaşı, İran’ı kuşatma politikası, Güney Kore’ye THAAD füze sistemlerinin kurulması, Pakistan’da Yeni İpek Yolu için kritik önemdeki Belucistan bölgesinin karıştırılması, Güney Çin Denizi’nde sürekli savaş gerilimi oluşturması vb. örnekler, Çin’e karşı ABD’nin karşı saldırıları anlamına geliyor.

Ancak bütün bu çabalar, Çin’in engellemek bir yana, hızını yavaşlatmaya bile yetmiyor. Engel tanımaz biçimde büyüyen Çin ekonomisi, dünya hegemonyasını ele geçirme savaşında bu türden engelleri bertaraf edebiliyor.

1400’lerin ortalarına kadar dünyanın en önemli ticaret yolu olan ve Avrupa’yı Uzak Asya’ya bağlayan İpek Yolu, 6 yüzyıl sonra yeniden ve bu defa Çin’in dünya hegemonyasını güçlendirmek amacıyla inşa ediliyor.

Bu yazılara da bakabilirsiniz

ŞENGAL, KARAÇOK ve emperyalist hesaplar

25 Nisan günü, Irak’ın Şengal ve Rojava’nın Karaçok bölgelerine, TSK tarafından hava harekatı ve bombardıman …

referandum-sticker

Sokakta kazanmadan sandıkta kazanılmaz!

Referandum tarihi yaklaştıkça, “evet” çığırtkanlığının arttığını, buna karşın “evet”leri bir türlü çoğaltamamanın hırçınlığı ile daha …