Anasayfa / Devrimci Sendikal Birlik / “Sağlık yasası”nın hedefinde TTB var

“Sağlık yasası”nın hedefinde TTB var

AKP hükümeti, bu defa da sağlık alanına el attı. “Sağlıkta şiddeti önleyeceğiz” sloganıyla 44 maddelik bir torba teklifini meclis komisyonuna getirdi. Gerçekte ise, sağlık alanındaki sömürüyü katmerleyen bir yasa teklifiydi bu.

Sağlık çalışanlarının, hasta yakınları başta olmak üzere çeşitli biçimlerde şiddete maruz kalması, hatta öldürülmesi, oldukça tepki toplayan bir durum. AKP hükümeti, bu tepkileri kullanarak böyle bir yasa teklifini gündeme getirdi. Gerçekte ise, 44 maddelik torbada, sağlıkçılara şiddete ilişkin tek bir madde bulunuyor; o madde de, şiddet uygulayanların durumunda bir değişiklik yaratmıyor; ek bir ceza, yaptırım vb. getirmiyor. Yani, hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına şiddet uygulama “hakkı” korunuyor, şiddet uygulayan cezasız kalmaya devam ediyor.

Meclisin Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda kabul edilen yasa teklifinin 5. maddesine göre, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılan” hekimlerin Sosyal Güvenlik Kurumu anlaşması olan sağlık kurumlarında çalışması yasaklanacak. “Güvenlik soruşturması sonucuna göre kamu görevine alınmayan tabiplerden devlet hizmeti yükümlüsü olanlar” ise 600 gün süreyle hiçbir yerde hekimlik yapamayacak.

Yani yasa tasarısına göre, yeni atamalarda güvenlik soruşturmasından geçemeyenler yaklaşık 2 yıl, hiçbir yerde çalışamayacak. KHK ile ihraç edilenler ise, SGK ile anlaşmalı kurumlarda çalışamayacak. Oysa SGK anlaşması olmayan özel hastane sayısı yok denecek kadar az. Böyle bir yasa hükmü, hekimlerin çalışma hakkını, yaşama hakkını elinden alıyor, açlıktan ölüme terkediyor.

KHK ile yapılan ihraçların önemli bir bölümünün dayanağı yok. Kamu emekçisinin çalıştığı kurumun yöneticisinin “kanaati” yeterli oluyor, doğrudan ihraç ediliyor. “Terör örgütü ile ilişkide olmak” konusu ise daha da muğlak. Aydın olmak, muhalif olmak, muhalif bir akrabaya sahip olmak, etnik kimliğiniz, mezhebiniz, internet ortamında yapılan bir paylaşım, apartman görevlisinin “gözlemleri” gibi son derece belirsiz durumlar, “terör örgütü ile ilişki kanıtı” olarak ele alınabiliyor. Hakkında bir yargı kararı bulunması da gerekmiyor. Yazılan bir raporla ihraç hemen gerçekleşiyor. “Suç” işlediğini kanıtlamak zorunda değil devlet, ama kişi “suçsuz”luğunu kanıtlamak zorunda! Üstelik, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışacağı bir merci de yok. Mahkemeye itiraz etmek ya da dava açmak mümkün değil.

Oluşan kamuoyu baskısı sonucunda, yasa tasarısında küçük bir geri adım atıldı. 13 Kasım günü meclis genel kuruluna gelen yasada, KHK’lı hekimlerin SGK anlaşması olan kurumlarda çalışmasının önündeki engel kaldırıldı. Diğer taraftan, güvenlik soruşturmasından geçemeyen, bu nedenle de ataması yapılmayan hekimlerin bekleme süresi de 450 güne düşürüldü. Bu süre boyunca mezun hekim, özel ya da kamu, hiçbir yerde hekimlik yapamıyor. Genç hekim, pratisyenler için 75 bin, uzman hekimler için ise 120 bin TL ödeme yaparsa, 450 gün beklemeden göreve başlayabilecek. Yani yaklaşık 1,5-2 yıllık maaşı karşılığı “fidye ödeyen” hekim, mesleğini icra etme hakkı kazanacak.

 

Hem TTB, hem de hekimler cezalandırılıyor

Bu tür yasalar, her zaman “FETÖ ile mücadele” bahanesi altında gündeme getiriliyor. Oysa hedef, doğrudan demokrat-ilerici-muhalif çalışanlar ve onların kurumları, meslek örgütleri oluyor.

Bugün de sözkonusu yasa, öncelikle TTB (Türk Tabipler Birliği) üzerinde istediği denetimi kuramayan devletin intikam yasasıdır. AKP hükümeti TTB yönetimini ele geçirmek için bütün uğraşısına rağmen, bugüne kadar kayda değer bir başarı sağlayamadı. TTB yöneticilerini sindirme amaçlı keyfi gözaltı ve tutuklamalar da, kurumun ve muhalif hekimlerin direnişine çarptı.

İkincisi, hekimler arasında “kadrolaşma” çabası da çok etkili olmadı. Tıp gibi pozitif bilimi temel alan bir alanda dini eğitimden geçen öğrenciler başarılı olamıyorlar. Tıp fakültelerini kazanmaları da, tıp eğitimlerini tamamlamaları da, başarılı hekim olmaları da pek mümkün olmuyor. Aydın-laik-demokrat kimliğe sahip öğrenciler, bu süreçleri daha başarılı tamamlayarak mesleğe geçiyorlar. Bu durumda, genel olarak hekimler arasında gerici-tarikatçı kadrolaşma, herhangi bir kamu kurumunda olduğu kadar kolay olmuyor. AKP hükümeti de, hekimler arasında yandaş kadrolarını artıramıyorsa, demokrat kadroları azaltma yolunu hayata geçirmiş oluyor.

Üçüncüsü ekonomik kriz nedeniyle sağlık hizmetlerinden kesintiler konusunda ve şehir hastaneleri konusunda ağır hak gaspları ve saldırılar gündemdeyken, hekim örgütlerini zayıf düşürmek istiyor.

Bugün KHK’lı, güvenlik soruşturması olumsuz ya da henüz sonuçlanmamış hekim sayısı yaklaşık 6 bin. Ancak yasa, sadece bu 6 bin hekimi ilgilendirmiyor. Eğer buna karşı ciddi bir direniş gösterilip yasa tamamen geri püskürtülmezse, yeni yasalar çıkartılacak. Ve başta TMMOB üyesi mühendisler olmak üzere, AKP’ye muhalif bütün meslek grupları bu saldırıdan nasibini alacak. Bu nedenle, yasa tasarısında kısmi geri adım atılmış olması dikkate alınmamalı, yasa tamamen geri çekilinceye kadar bunun mücadelesi verilmelidir.