Anasayfa / Genel / Açlık grevleri ve devletin bildik yaklaşımı

Açlık grevleri ve devletin bildik yaklaşımı

Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, anadilde savunma ve eğitim hakkı olarak sıralanan üç taleple PKK’li tutsakların 12 Eylül’de başlattıkları açlık grevi, iki ayı aşkın süredir devam ediyor. BDP’nin açıklamalarına göre, Ekim ayı sonunda 707 tutsak açlık grevinde iken, 5 Kasım’da -hasta ve çocuklar dışında tutularak- tüm PKK’li tutsakların katılımıyla, binlerce kişiye ulaştı. İlk ekipte yeralan 60 kişinin, sağlık durumlarının kötüleştiği bildiriliyor.

Durum böyleyken, devletin bildik yalan ve demagojileri, saldırganlığı devam ediyor. Başlangıçta açlık grevlerini görmezden gelen AKP hükümeti, açlık grevlerine artan destek eylemleriyle birlikte burjuva medyada da yer almasıyla, görmek ve konuşmak zorunda kaldı. Hatta Adalet Bakanı, Kurban Bayramı arifesinde Silivri Cezaevi’ne giderek açlık grevi yapan tutsaklarla da görüştü. Taleplerinin duyulduğunu, anadilde savunma konusunda değişiklikler yapacaklarını, Kürtçe seçmeli dersi başlattıklarını, Öcalan’ın ailesiyle görüştüğünü vb. söyleyerek, açlık grevlerine son verilmesini istedi. Adalet Bakanı olumlu bir yaklaşım sergiler gibi görünürken, Başbakan Erdoğan sert çıkışları ile ortamı iyice gerdi. Adeta “iyi polis”-“kötü polis” rolünü oynadılar. Hala da bu oyun devam ediyor.

Ancak ne söylemleri, ne de oyunları yeni değil!

 

Aynı yalan ve demagoji, aynı tehdit ve saldırganlık

Bugüne dek ülkemizde yapılan hemen tüm ölüm oruçlarında benzer açıklamaları duyduk, benzer oyunlara tanık olduk. Öyle ki, ’84 Ölüm Orucu sürerken Kenan Evren, ölüm orucuna girenlerin “idamla yargılanan” kişiler olduğunu iddia etmiş ve “asmayıp da besleyelim mi” lafını sarfetmişti. Şimdi Erdoğan da, “Öcalan’ın tecridine son” talebine karşılık “idam cezası yeniden gelebilir” tehdidini savuruyor.

Açlık grevini sürdürenlere dönük, yalan ve demagojiler ise, aralarına kopya kağıdı koymuşçasına birbirinin tekrarı niteliğindedir. Mesela Erdoğan’ın Almanya ziyareti sırasında söylediği, “aç kalan falan yok, az-çok bir şeyler yiyip içiyorlar” ve “şov yapıyorlar” sözleri, en bilinen argümanlardan…

1984’te Metris ve Sağmalcılar cezaevlerindeki ölüm orucunda, cunta şefi Kenan Evren de “gizli gizli yiyorlar” demişti. Ve o eylemde 4 devrimci can verdi, onlarcası sakatlandı. Keza 1996’da dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, “kantinden yemek stoklamışlar, yiyorlar” dediği eylemde, tam 12 devrimci şehit düştü. 2000 yılında F Tipi Cezaevlerine karşı ölüm orucu başladığında, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, “gizli gizli yiyorlar, inanmayın” demişti. Ardından gerçekleşen 19 Aralık saldırısıyla birlikte, 122 kişi yaşamını yitirdi. İroni olarak “hayata dönüş” adını verdikleri bu operasyonun gerçek adının “Tufan” olduğu sonradan açığa çıkacak ve gerçekten de tutsakların üzerinde ölüm ve zulüm tufanı estirilecekti. Her iki eylemde de yüzlerce tutsak, tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yakalandı, bilinç yitimine uğradı.

Sadece açlık grevi yapanlara değil, dışarıda tutsaklara destek veren tüm kesimlere de benzer saldırılar sürüyor. O eylemlerde “liderleri keyif sürüyor” türü iddialar, şimdi Erdoğan’ın ağzından BDP’li milletvekilleri için dökülüyor. BDP’lilerin “kuzu kebap” yedikleri iddiası ve fotoğraflarının servis edilmesi, aynı “çamur at, izi kalsın” tarzıdır. Ki bu fotoğrafın açlık grevinden aylar önce çekildiği, kısa zamanda açığa çıktığı ve kendileri de bunu itiraf ettikleri halde…

Saldırılar, sadece bu tür iftira, yalan ve demagoji ile sınırlı değil. Destek eylemlerine büyük bir öfkeyle saldırıyorlar. Yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Hemen her eylemde polis terörü tüm şiddetiyle sürüyor, bazı yerlerde sivil faşistlerin tasmalarının çözüldüğünü de görüyoruz. Birçok üniversitede, öğrencilerin üzerine polisle birlikte sivil faşistleri de saldılar. Bursa, Malatya, Edirne gibi illerde sokak gösterilerine sivil faşistlerin saldırısı, gemi azıyı aldı. Özellikle Bursa’nın Yıldırım ilçesinde resmi ve sivil faşist saldırılar, günlerce sürdü. Kürt halkı üzerinde büyük bir terör estirildi.

 

Destek eylemleri yayılıyor

Devletin resmi ve sivil güçleriyle saldırılarına rağmen, açlık grevlerine destek ve dayanışma eylemleri hızla büyüyor. Sanatçılar, aydınlar, öğrenciler akademisyenler, hemen her kesimden destek eylemleri geldi. Cezaevi önlerine yürüyüşler, oturma eylemleri, kimi kurumlarda ve meydanlarda açlık grevleri gibi biçimlerle, açlık grevleri sürekli gündemde tutuldu. Son olarak BDP’li milletvekillerinden bir grup da Diyarbakır’da açlık grevine başladılar.

Elbette bunların içinden en öne çıkanı, 30 Ekim’de BDP’nin çağrısıyla “topyekün direniş”e çevrilen kitlesel eylemlerdi. Başta Kürt illeri olmak üzere ülkenin dört bir yanında yürüyüşler, protestolar gerçekleşti. Kürt bölgelerinde kepenkler indi, hayat durdu. Katılımın yüzde 90 olduğu söylendi.

Bu çağrılar, sadece Türkiye içinde değil, dünyada da yankı buldu. Yurtdışında bulunan Kürtler ve devrimci-demokrat kesimler, mitinglerle, yürüyüşlerle açlık grevcilerine desteklerini sunarken, devletin saldırgan tutumunu kınadılar ve bulundukları ülkenin yöneticilerine uyarılarda bulundular. Özellikle Almanya’da yapılan eylemler, kitleselliği ile de dikkat çekti. Erdoğan’ın Merkel’le görüşmesi sırasında, protestolar iyice yükseldi. Bu gösterilere Alevi kurumlarının da katılmış olması anlamlıydı. Devletin Aleviler ile Kürtleri karşı karşıya getirme politikasına iyi bir cevap oluşturuyordu.

Uluslararası devrimci-demokrat kurumlar da yaptıkları açıklamalarla açlık grevine desteklerini bildirdiler. Latin Amerika ülkelerinden Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi veren birçok örgütten destek ve dayanışma mesajları geldi.

Kısacası gerek içerde, gerekse dışarıda açlık grevlerine ilginin, destek ve dayanışmanın oldukça yüksek olduğu görülüyor. Bunların birçoğu da eylemli aktif destek biçimindeydi.

Açlık grevlerine, işçi-emekçi cephesinden de destek geldi. DİSK, KESK, TMMOB, TTB gibi kurumlar, hem açıklamaları, hem de eylemleriyle açlık grevine desteklerini ortaya koydular. Ancak bu destek belli zayıflıklar içeriyor. Bunda işçi hareketinin genel olarak gerilemiş olmasının payı var kuşkusuz. Diğer yandan açlık grevindeki taleplerin sadece Kürt sorunu çerçevesinde olmasının, tüm ülkeyi kapsayan demokratik taleplerden hiçbirine yer verilmemiş olmasının da rolünü görmek gerekir.

 

Devletin saldırısı karşısında yek vücut olalım

Tabi ki yıllardır beyinlere zerkedilen şovenizmin bir eylemle son bulması beklenemez. Egemenler bunun zayıflamaması, aksine sürekli canlı tutulması için ellerinden geleni yapıyorlar. Erdoğan’ın tam da bugünlerde “halkın çoğu idamın geri gelmesini istiyor” diyerek, idam tartışmasını başlatması, Kürt-Türk halkı arasındaki yakınlaşmayı önlemek içindir. Keza çeşitli illerde ve üniversitelerde artan sivil-faşist saldırılar da buna hizmet etmektedir. Bunlara karşı daha örgütlü ve birleşik bir mücadelenin örülmesi gerektiği ortadadır. Resmi-sivil faşistlerin saldırılarının püskürtülmesi, aynı zamanda şovenizmin etkisinin kırılması demektir.

Açlık grevindeki tutsaklara saldırı ihtimali, bugüne dek gerçekleşen destek ve dayanışmadan çok daha güçlü bir karşı koyuşu gerektirmektedir. Bu yönde tehditler artmıştır. Ayrıca bazı cezaevlerinde açlık grevindeki tutsaklara B-1 verilmediği, iaşe bedeli kesildiği için, tuz ve şekeri de kendi paralarıyla almak zorunda bırakıldıkları bilinmektedir. Önceki yıllarda olduğu gibi grevci tutsaklara zorla beslenme dayatılması, ya da bu koğuşlara saldırıya geçilmesi durumunda, bunu yaptıklarına pişman etmek gerekir.

Yeni bir 19 Aralık’ın yaşanmasına izin verilmemeli, Kürt-Türk tüm emekçiler böyle bir saldırıyı durdurmak için seferber edilmelidir.

Unutmamak gerekir ki, “bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz!”

Bu yazılara da bakabilirsiniz

fatih

Tek Tip Elbise saldırısı ve M. FATİH ÖKTÜLMÜŞ (*)

AKP hükümeti, kamuoyu oluşturabilmek için önce “FETÖ”cü olarak adlandırdıkları tutukluları kapsayacağını ilan etti; sonrasında “terörle …

Nuriye ve Semih’i ziyaret ettik

  Nuriye Gülmen ve Semih Özakça artık dışarıdalar, ancak işlerine hala dönebilmiş değiller. O yüzden …