Anasayfa / Genel / “Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası İda”

“Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası İda”

Kazdağı’nın mitolojide önemli bir yeri vardır. Kazdağı’nın bilinen tarihi Milattan Önce 2000 yıllarına kadar uzanır.

Homeros, İda Dağı’ndan, İlyada adlı destanında, “bol pınarlı vahşi hayvanlar anası” diye söz eder. Homeros’un anlattığı çağda, yüksek dorukları bulutları delen, kayaların arasından binbir pınarlar fışkıran, ormanlarında aslanların ve parsların dolaştığı yemyeşil bir dağmış. Öyle kocaman ve güzelmiş ki, tanrılar Olimpos’tan kalkıp, İda’ya ziyarete gelirlermiş.

Yunan mitolojisi, İda’da geçen olaylarla doludur. İlk güzellik yarışması burada yapılmıştır, Baştanrı Zeus, Ganimedes’i bu dağdan kaçırmış; Paris, İda’da büyümüş ve evlenmiş; Afrodit Paris’e burada aşık olmuş; Tanrılar Troya Savaşı’nı buradan izlemiştir. Efsaneler, tanrılar tanrısı Zeus’un tapınağının ve güzel kokulu sunağının İda’nın zirvesinde Gargaron’da olduğunu söylemektedir.

Zeus, Girit’teki İda Dağı’nda, Anatanrıça  Kybele tarafından doğurulmuş, Anadolu’nun İda Dağı’nda, karısı Hera ile evlenmiştir. Truva Savaşı’nı da İda Dağı’ndan seyredip yönlendirmiştir.

Skamander (Küçük Menderes) nehri İda’dan akmaya başlar. Bir gün Herkül çok susamış ve İda Dağı’nın eteğini kazmış. İşte o zaman Skamander akmaya başlamış. Onun suyunda ayışığında yıkanan kadınların saçları altın sarısı olurmuş. Truva yöresinin bütün kızları zifaf gecesi arifesinde Skamander nehrinde yıkanırmış.

Paris de İda Dağı’nda yaşamıştır. Kraliçe Hekabe, en küçük oğlu Paris’i doğurmasına birkaç gün kala bir düş görmüş: Karnından bir alev çıkıp Truva surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yormuş: ‘Doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek’ demişler. Bunun üzerine Truva Kralı Priamos doğan çocuğu İda Dağı’na bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak, Paris’i dağa bırakmış; vahşi hayvanlar nasılsa hakkından gelir diye. Ama öyle olmamış. Bir dişi ayı gelip çocuğu emzirmiş. Bir süre böyle yaşamış Paris. Sonra Agelaos adında bir çoban bulmuş, evine götürmüş. Çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris’in öyküsü burada bitmiyor. İşe tanrılar, tanrıçalar karışıyor:

Tanrılar katında bir eğlence varmış. Davet edilmeyen nifak tanrıçası Eris olaya içerlemiş ve eğlencenin doruk noktasına eriştiği bir sırada altın bir elmanın üzerine “en güzel olana” yazarak şölen sofrasına fırlatmış. Kıyasıya bir mücadele başlamış tanrıçalar arasında. Sonunda Afrodite, Athena ve Hera ayakta kalmış. Üç tanrıça en büyük tanrı Zeus’a başvurarak elmayı en güzele vermesini istemiş. Zeus bu zor durumdan “Ben güzelden anlamam, bir kral oğlu olan ve İda Dağı’nda çobanlık yapan Paris bu seçimi en güzel şekilde yapar” diyerek olaydan sıyrılmış.

Bunun üzerine üç tanrıça İda Dağı’na gelmiş. Hera, Paris’e Asya Krallığı’nı vaat etmiş. Athena sonsuz akıl ve başarıyı… Afrodite ise altın elma karşılığı dünyanın en güzel kadını olan Spartalı Helena’nın aşkını vereceğini söyler. Paris elmayı Afrodit’e verir. Böylece dünyanın ilk güzellik yarışması İda’da yapılmış olur. Ne var ki, Paris, bu seçimi ile Truva savaşına giden süreci de başlatmış olur.

Yunan mitolojisinin en önemli mekanlarından biridir İda dağı.

İda Dağı’ndan Kazdağı’na nasıl geçilmiştir? Bu da yörede anlatılan bir efsaneye dayanır:

Edremit’in Güre Köyü’nde yaşayan Sarıkız çok güzel, güzel olduğu kadar da iyi yürekli, yardımsever bir kızdır. Bu özellikleri nedeniyle çekemeyenleri de çoktur. Yaşantısı çeşitli söylentilere yol açar. Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önüne beş-on kaz katarak dağa bırakır. Orada yaşamını sürdürebilirse iyi bir insan olduğunu kanıtlayacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup kendisine uzatır. Bunun karşısında adamcağız şaşkına döner. Kızının ermiş olduğunu anlar, önünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da bir tepede can verir. Kaz Dağı adının bu söylenceden geldiği öne sürülmektedir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır.