Anasayfa / Devrimci Sendikal Birlik / Vergi Soygununa Son!

Vergi Soygununa Son!

Her yeni yıl arifesinde olduğu gibi, bu yıl da yeni bütçe hazırlığına başlandı. Yeni bütçe yeni vergiler ve zamlar getirdi. Çünkü boşalan hazineyi, halkın cebinden çalınan paralarla doldurmak istiyorlar.

2019 yılının bütçe hedeflerindeki toplam vergi geliri, yaklaşık 756 milyar TL olarak hesaplanmıştı. Öngörülen bütçe açığı ise 80,6 milyar TL idi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, yeni yılın bütçe görüşmesi sırasında 2019 yılının 10 aylık bütçe açığının 100,7 milyar TL olduğunu açıkladı. Bu rakam bile çok yüksektir ama gerçekte bütçe açığı daha fazladır.

Çünkü ek gelirler yaratarak bütçe açığını azalttılar. Merkez Bankası’nın yedek akçesinden 40,7 milyar TL hazinenin kasasına aktarıldı. Yine 2019 yılında bedelli askerlik ve “imar barışı”ndan 23,5 milyar TL elde edildi. Merkez Bankası’ndan hazineye verilen 18 milyar TL kar payını da eklemek gerekir. Bütün bunlar hesaba katıldığında, 10 aylık bütçe açığı 182,9 milyar TL gibi devasa bir rakama ulaşmaktadır.

Bütçe, vergilerden oluşur. Bütçe ne kadar çok açık verirse, vergiler de bir o kadar çok artırılır. Nitekim Bakan Albayrak, “vergiyi tabana yayacağız” diyerek, yeni yılda işçi emekçilere yeni vergilerin geleceğini duyurdu.

Bu durum, işçi ve emekçiler tarafından tepkiyle karşılandı. Sendikalar da tabandan gelen basınç üzerine eylem yapmak zorunda kaldılar. DİSK’in başlattığı eylemlere TÜRK-İŞ de sesiz kalmadı. Dahası, çok uzun zaman sonra üç işçi konfederasyonu yan yana gelerek “asgari ücretten vergi alınmasın, vergi tabana değil tavana yayılsın” talepli ortak açıklama yaptılar.

Hak-iş gibi yandaş bir sendikanın bile böyle bir açıklama yapması, tabanda nasıl büyük bir huzursuzluğun ve tepkinin olduğunun açık göstergesidir. Ama bu tür açıklamalarla, dostlar alışverişte görsün kabilinden eylemlerle, vergi adaletsizliğini düzeltmek bir yana, yeni vergileri önlemek bile mümkün değildir.

 

Verginin yükü işçi ve emekçilerin üzerinde

Devletin iki tür vergi toplama sistemi vardır. Dolaylı ve dolaysız vergi. Dolaylı vergi gelir üzerinden alınan vergidir. Dolaysız vergi ise her tür tüketim ve hizmet malları üzerinden alınan KDV-ÖTV vergileridir.

Kapitalizmde, üretim araçlarının sahibi olan burjuvazi, toplam gelirin önemli bir kısmına el koyar. Küçük bir azınlık için dönen devletin çarkları, vergilerin yükünü de işçi ve emekçilere bindirir. Zenginler çoğunlukla vergiden muaf tutulur veya çok az bir meblağ ile işin içinden sıyrılırlar.

Türkiye vergi dağılımında dünyada en adaletsiz ülkelerin başında gelmektedir. DİSK’in yaptığı araştırmaya göre, 2018 yılında çalışanlardan 83.3 milyar TL gelir vergisi alınırken, şirketlerin ödediği vergi ise 78.6 milyar TL olmuş! Yani işçi ve memurlardan kesilen vergiler, patronlardan alınanlardan 5.3 milyar TL daha fazladır.

Türkiye’de vergi adaletsizliğinin bir başka yüzü ise, dolaysız vergilerin çokluğudur. Emperyalist ülkelerde toplam vergilerin yüzde 70’i kazançtan-gelirden alınan vergilerden (kurumlar vergisi, servet vergisi, gelir vergisi gibi doğrudan vergilerden) yüzde 30’u tüketim ve hizmetten alınan vergilerinden (KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler) oluşurken; ülkemizde tam tersi bir durum vardır. Toplam vergilerin yüzde 65’i dolaylı vergidir. Bu da işçi ve emekçilerden daha fazla vergi alındığı anlamına gelir.

Buradan emperyalist ülkelerde vergi adaletli olduğu sonucu çıkarılmamalı. Az kazanandan az, çok kazanandan çok bir vergi sistemi uygulanmadıkça, adaletli bir vergi sisteminden bahsedilemez. Örneğin devasa kar oranlarıyla bilinen tekellerden de küçük bir şirketten de aynı oranda kurumlar vergisi alınmaktadır. Ya da tüm tüketim maddelerinden alınan “dolaylı vergiler” işçi ve emekçi için de, patronlar için de aynı orandadır…  Bundan büyük adaletsizlik olabilir mi?

Ayrıca gelir vergisi dilimleri de enflasyon ve büyüme oranlarıyla birlikte hesaplanmalıdır. Böyle yapılmadığı için vergi adaletsizliği büyüyor, vergiler işçi ve emekçiler için daha ağır bir yük oluyor.

2019 Gelir Vergisi Genel Tebliği’ni değerlendiren DİSK’in açıkladığı sonuçlar çarpıcıdır. 2002 yılında en düşük vergi dilimi 3800 TL idi. Enflasyon ve reel milli gelir artışını hesaba katarsak, 2019 yılında ilk vergi diliminin en az 37,7 bin TL olması gerekirdi. Oysa bugün ilk vergi dilimi 18 bin TL’dir. Yani 2002 ile kıyasladığımızda, en düşük vergi dilimi, yarıya yakın düşürülmüştür. Gerçek ücret düşerken, ödenen vergi artmıştır.

Türkiye’de aylık brüt 2.558,40 TL olan asgari ücretin neti, bekar olan işçi için 2.020,90 TL’dir ve bu tutara asgari geçim indirimi dahildir. Asgari ücretli bir işçi yıllık 4.552 TL gelir ve damga vergisi ödemektedir. Evli, iki çocuklu bir asgari ücretlinin yılın ilk ayında 2.116,84 TL olan net ücreti yılın son üç ayında 2.008,11 TL’ye gerilemektedir. Asgari ücretli, yılın sonlarına doğru yüzde 15’lik diliminden yüzde 20’lik dilime geçiş yapmaktadır. Vergi düzenlemesi ile bu tutar 2.020,90 TL’ ye yükselmekte ve fakat vergi nedeniyle, yılın ilk ayına göre yine de ücreti gerilemektedir.

Dolaylı vergi, vergilerin en adaletsizidir. Ekmekten domatese, giydiğimiz şeylere kadar her aldığımız ürüne vergi veriyoruz. Keza kullandığımız elektrik, doğalgaz, su gibi kamu hizmeti olması gereken kalemlere de vergi ödüyoruz. Faturalarda, tükettiğimizden fazla vergi vardır. Ürünlere yapılan vergi artışı, tükettiğimiz malları daha pahalıya almamız anlamına geliyor. Hal böyleyken milyar dolarlar kazanan da, asgari ücretle geçinen de, hatta işsizler de, aldıkları ürünlerde aynı vergiyi ödüyor.

Zenginler dolaysız vergiyi de, bir işçi, emekçi kadar ödemez. Onlara bu konuda da ayrıcalık tanınmıştır. Bazı lüks malların vergisi çok düşük tutulmuş, bazıları ise vergiden muaf olmuştur. Mesela yat gibi lüks deniz taşıtlarının yakıtından vergi alınmaz; ancak çiftçinin kullandığı traktörün mazotundan vergi alınır. Pırlanta bir dönem vergiden muaf tutuldu; ancak ekmekten her dönem yüksek vergi alındı.

 

Adil vergi sistemi için mücadeleye!

Vergiler topluma hizmet götürmek içindir. Burjuvazinin temsilcileri böyle söyler. Fakat bu apaçık bir yalandır. Örneğin eğitim, sağlık, konut gibi en temel ihtiyaçlar, ödediğimiz vergilerden karşılanmalıdır. Yani parasız olmalıdır. “Ödediğiniz vergiler, size yol, su, elektrik olarak geri dönecektir” denir mesela. Ama bunların hepsi paralıdır, dahası her birine konulan vergilerle faturalar iyice kabarmaktadır.

O halde toplanan vergiler nereye gidiyor? En başta burjuvaziye “kredi” olarak akıtılıyor. Sonra devletin üst düzey memurlarına, cumhurbaşkanına, bakanlara yüksek maaşlar olarak ödeniyor; kendilerine ve ailelerine ömür boyu parasız hizmet kalemleri belirleniyor. Örneğin cumhurbaşkanının maaşı yüzde 22 oranında arttırılarak 85 bine çıkarken, işçi ve memurlara yüzde 4 zam reva görülüyor.

Bir de hiç bir şey üretmeyen asalak kurumlara, örneğin polise, orduya, akıtılıyor. Silahlanmaya milyar dolarlar harcanıyor. Sadece bataryasına 2.5 milyar dolar verilerek Rusya’dan S-400’ler alınmışken, ABD’den F-35 alma pazarlığı sürmektedir. Alınan füzeler, bombalar, halkların tepesine yağmakta, ölüm kusmaktadır. Yani işçi ve emekçiye vergiler, cop olarak, gaz bombası olarak, mermi olarak dönmektedir.

Özcesi, işçi ve emekçiler, bizzat kendilerinin yarattığı zenginlikten en az payı alırken, en çok vergiyi ödüyorlar. Vergi herkesin kazancına göre alınmadıkça, adil ve hakkaniyetli olmaz. Ama kapitalist sistemde bu mümkün değildir. En fazla vergi soygunu sınırlandırılabilir.

Bunun için “asgari ücret vergiden muaf tutulsun” talebi başta olmak üzere, temel tüketim mallarında KDV-ÖTV’nin kaldırılması, yeni vergi kalemlerinin ve artan oranların geri alınması istenmeli ve bu doğrultuda militan-kitlesel eylemler örgütlenmelidir.

Dünyanın dört bir yanında kitleler, akaryakıt başta olmak üzere artan vergilere karşı ayaklandılar. Türkiye işçi ve emekçileri de buna katılmalı, meydanlara çıkmalıdır.